Türkçe Deyimler Sözlüğü'nde ara

Ağzından bal akmak
Tatlı sözlü olmak.
Külahını havaya atmak
Çok sevinmek.
Yem borusu
Bir istekte sabırsızlık gösteren birini oyalamak için yapılan hareket. (*)
Osmanlı İmparatorluğu devrinde, Arabistan’a, denizden asker gönderilirken, asker ve hayvan yiyecekleri gelişigüzel verilmiş. Bu yüzden gemide kıtlık başgöstermiş. Bu duruma alışık olan askerler aldırmıyor, ama hayvanlar pek huysuzlanıyorlarmış. Bundan hayli rahatsız olan bir subay, bir kurnazlık düşünmüş : Normal günlerde yem zamanı çalınan yem borusunu çaldırmaya başlamış. Buna alışık olan hayvanlar, yem verileceğini sanarak birden sakinleşmişler. Bir istekte sabırsızlık gösteren birini oyalamak için yapılan hareket ya da söz için “yem borusu” deyimi kullanılır. Kapıların açılıp kapanmasını sağlayan menteşeye “zıvana” denir. ıZvana sözcüğü Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Kapı, zıvanadan çıktığı zaman ayakta duramaz, devrilir. Kapının zıvanadan çıktığında ayakta dura- mayışına benzetilerek, bir kimseyi sinirlendirip aşın davranış göstermesine şebep olma halinde “zıvanadan çıkarma” deyimi kullanılır.
Amasya’nın bardağı, biri olmazsa biri daha
Ele geçirilemeyen ya da elden kaçan bir şeye her zaman bulunabileceği gerekçesiyle üzülmemek gerektiğini anlatır.
Harbi konuşmak (k)
Dosdoğru konuşmak, yalan söylememek.
Ayağa düşmek
Yalvarmak. Bir eşyanın değerden düşmesi.
Boyunduruk altına girmek
Buyruk altına girmek.
Almaz almaz bakmak
Beğenmeye beğenmeye bakmak.
Kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek
Çok sıkıntı çektiği halde belli etmemek.
Habbeyi kubbe yapmak
Küçük bir şeyi büyük göstermek. (*)
“Habbeyi kubbe yapmak” deyimi, küçük bir şeyi büyük göstermek anlamında söylenir. “Kubbe”, bilindiği gibi, yarım küre ya da toparlakça kümbet biçimi verilen yapı demektir (cami kubbesi gibi). “Hap” Arapça tane demektir. Akik ya da neceften yapılmış teşbih taneleri, zincirle bir Bektaşi giysisi olan hayderinin göğüs kısmının iki yanına takılırdı. Buna “destegül” de denirdi. “Habbe” ise, Hasan'la Hüseyin’e duyulan sevgi anlamında “Hubb-i Hasaneyn”e işaretti. Habbeyi, Bektaşıler takardı. Hasan’la Hüseyin’e aşırı derecede sevgi gösterenlere söylenen bu söz bugün.bir deyim haline gelmiştir. Bir insanın, işinin berbat olması, kötü bir doruma düşmesini anlatmak için -hapı yuttu- deriz. Dördüncü Murat'ın yasaklarla dolu zamanında, afyon yutmak da yasaklar arasındaydı. Bir gün Murat, Hekimbaşısı Emir Çelebi'nin bu yasağa uymadığı hakkında bir ihbar alır. Çok sevdiği birinin buyruğuna uymayışına inanamaz. Ama ihbarcı ısrar eder: -Padişahım!” der. “entari ceplerini yoklayınız. Afyon, haplar halinde bir altın hokka içindedir. Bulamazsanız cezama razıyım.” Murat. Hekimbaşı Emir Çelebi ile satranç oynadığı bir sırada ansızın: “Cebinde ne varsa boşalt Çelebi!” der. Hakkında bir ihbar olduğunu hemen anlayan Çelebi, büyük bir korkuyla cebinden hokkayı çıkarır; içindekilerin İslah edilip zararsız bı rakılan afyon hapları olduğunu söyler. Padişah büyük bir öfkeyle : “Mademki zararsız, hepsini de yut bakalım!” diye bağırır. Hokkadaki panzehir de olsa yutulamayacak olan afyon haplarını Çelebi, teker teker, gözleri yaşaya yaşara yutar. Bu halden hayli üzülen Hekimbaşı. tedaviye kalkışanlara izin vermez. Bu şartlar altında yaşamanın zorluğunu anlayarak ölmeyi, yaşamaya tercih eder, ölümünü daha da çabuklaştırmak için bir bardak buzlu şerbeti başına dikerek orada’ can verir.

Pages