Türkçe Deyimler Sözlüğü'nde ara

Minder (hasır) altı etmek
Bir işin haksız yere durdurulması.
Ateş pahası
Çok pahalı. (*)
Bir şeyin çok pahalı olduğu anlatılmak istendiğinde “ateş pahası” deyimi söylenir. Kanuni Sultan Süleyman, yakınlarıyla birlikte bir köy civarında avlanırken, birdenbire yağan yağmurdan sırılsıklam olur. Isınıp korunmak için bir köy evine sığınır. Köylünün yaktığı ateş karşısında ısınırken, bu durumdan çok memnun olduğunu, ateşin o andaki önemini anlatmak için; “Şu ateş bin altın eder doğrusu!” der. Yağmurun devam etmesi yüzünden, köylünün tanımadığı, ama önemli kişiler olduğunu sezdiği konuklar, geceyi evde geçirmek zorunda kalırlar. Ertesi gün ayrılırken borçlarını soran Kanuni’ye köylü: “Bin bir altın!” der. Kanuni şaşırır. Sebebini sorduğunda köylü : “Ateşin bin altın ettiğini siz söylediniz. Bir gecelik yer ücreti de bir altındır, olur bin bir altın” der. “Ateş pahası” deyimi, ondan sonra çok pahalı şeyler için söylenegelmiştir.
Bel bağlamak
Güvenmek. (*).
“Bel bağlamak” deyimi, “güvenmek” anlamında kullanılır. Alevi töresine göre, kişinin toplum içinde bir yeri olabilmesi için kimi sınavlardan geçmesi gerekir, örneğin, “eline-diline-beline” üçlüsüne uygun davrananlar her türlü Alevi törenine katılma hakkını kazanır. Böyle bir kimsenin “cemevi” adı verilen yerde, törenle beline bir kuşak, “tığbent” bağlanır. Beline kuşak bağlanan kimse artık güvenilen, toplumda belli bir yeri olan kişi haline gelir. “Bel bağlamak” deyimi dilimize bu törenden geçmiş, bugün yeri geldikçe söylenmektedir.
Kendine yontmak
Her işte önce kendini düşünüp pay ayırmak istemek.
Dişini tırnağına takmak
Çok güçlük çekmek.
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
İki kötü kişinin aynı işte birleştiği anlatılır.
Dili bir karış dışarı çıkmak
Çok yorulmak.
Çıfıt çarşısı
Kötü niyetli kimselerin bulunduğu yer. (*)
“Çıfıt” sözcüğü, “Yahudi” anlamında olup Arapça “Yehud”dan Farsça’ya “cuhud”, Farsça'dan Türkçe’ye de “çıfıt” olarak geçmiştir. “Çıfıt çarşısı”, kötü niyetli kimselerin bulunduğu yer anlamında, daha çok birine hakaret etmek için söylenir. Zahmeti çok bir hayat süren insanlar için “çile doldurmak” deyimi kullanılmaktadır. Ayrıca bir olay, bir şey karşısında sabn kalmamış, dayanma gücü tükenmiş kimseler için de “çileden çıkma” deyimi söylenir. Eskiden bir tarikata girebilmek için kırk gün, kırk gece bir odaya kapanıp ibadet etmek gerekirdi. Kimseyle konuşmamak, çok az şey yemek şarttı. Bedene bir çeşit eziyet edilen bu devreye “çile doldurmak” denirdi. Kelimenin asıl yazılışı, “çille”dir, Farsçadır. Bu da kırk anlamında “ihl”den gelmektedir. Çile, eskidenberi uygulanagelen bir devredir. Her dinde, mezhepte, tarikatlarda vardır. Mevlevilikte dergâhın türlü hizmetlerinde çalışılır. Bu durum bin bir gün sürer. Bu zamanı dolduran kimse bir Mevlevi olmuştur artık.
Dili ağırlaşmak
Çok zor konuşabilmek (hasta).
Tam takır kırmızı (kuru) bakır
Bomboş, içi boşaltılmış yer.

Pages