Jump to Navigation
Yusuf Ziya Bahadınlı
Ana Sayfa
Biyografi
Fotogaleri
Belgesel-Video-Ses
Kitaplar
Hakkında Yazılanlar
Türkçe Deyimler Sözlüğü
Atasözleri Sözlüğü
Türkçe Deyimler Sözlüğü'nde ara
Eksik etek
Kadın.
Keyfinin kâhyası olmamak
Birinin ona karışmaya hakkı olmamak.
Çekişe çekişe pazarlık
Bir tarafın pahalı satmak, öbür tarafın ucuza almak için yaptığı çekişmeli pazarlık.
Mandepsiye bastırmak (düşürmek) (k)
Tuzağa düşürmek.
Buz kesilmek
Üzülecek bir durum karşısında şaşırıp kalmak.
Gümrükten mal kaçırır gibi
Kimseye belli etmeden yapılan işler için söylenir.
Ağız açmamak
Tek söz söylememek.
Dişe dokunur
İşe yararlı olan şey için söylenir.
Kuyruk acısı
Hiç bir zaman unutulmayacak acı. (*)
Eskiden yapılan bir kötülükten dolayı hınç almak, öç almak istendiğinde “kuyruk acısı var” denir. Söylentiye göre, bir ailenin çok sevdiği bir çocuğu ile yavru iken besleyip büyüttükleri bir yılanı varmış. Günün birinde baba, gurbete gider. Ayrılacağı gün anaya, çocuğu yılandan uzak tutmasını, yılanın sütünü zamanında vermesini sıkı sıkı tembih eder, önceleri babanın sözleri tutulur. Ama bir gün çocuk, açık bırakılan kapıdan içeri dalar. Odanın ortasında çöreklenip yatan yılanla bir zaman oynar. Bir ara oyunu ileri götüren çocuk, elinde bulunan bıçağını yılanın kuyruğuna hızla sürterek keser. Yılan, kesilen kuyruğunun acısıyla birden çocuğun üzerine atılır, birkaç yerinden sokar. Ana, odaya girdiğinde; çocuk bir tarafta, kuyruk bir tarafta kıvrılmaktadır. Baba, evine döndüğünde çocuğu ölmüş, yılanı kovulmuş bulur. Aradan bir zaman geçtikten sonra oğlunun acısını unutan adam, yılanı getirmek üzere aramaya çıkar. Bir deliğin ağzında rastladığı yılana, her şeyi unuttuğunu, yine eskisi gibi dost olmak istediğini söylediğinde, yılan: “Sizden memnunum, bana çok iyi baktınız” der. “Ama” diye sözünü tamamlar, “Sizde evlât acısı, bende kuyruk acısı oldukça birbirimizi kolay kolay bağışlayanlayız.”
Tabanları kaldırmak
Koşmak. (*)
Kaçmak, koşmak anlamında bir deyimdir. Nasrettin Hoca, yağmurlu bir günde evinin balkonunda oturmuş, gelip geçenleri seyredermiş. Yağmurun insanlara oynadığı oyun onu pek eğlendiriyormuş. Yediden yetmişe dek herkes yağmurdan kaçan kaçanaymış. Bir ara tanıdığı yaşlı bir adamın da saçı sakalıyla, cüppesiyle koştuğunu görür, onu durdurarak: “Çoluk çocuğun koşmasına şaşmadım, ama senin şu saçın sakalınla Tann’nın rahmetinden kaçışını bir tuhaf buldum” der. Adam, yağmurdan kaçmanın doğru olmayacağını Hoca’dan duyduktan sonra koşmaktan vazgeçer, bir iyice de ıslanır. Bir başka gün de işin tam tersi olur. Bu kez yaşlı adam oturmuş, yağmuru, insanları seyrederken Nasrettin Hoca’nın paçaları sıvayıp koştuğunu görür. “Bu ne hal Hoca?” diye bağırır. “Ele verirsin talkını, kendin yutarsın salkımı!” Hoca altta kalır mı? “Ben senin gibi yağmurdan kaçmıyorum. Tanrının rahmetini çiğnememek için tabanlarımı kaldırıyorum!” cevabını verir.
Pages
1
2
3
…
›
»